ATAMIZIN İZİNDE YILMADAN

Bir iki yıldır üzerinde düşünüp okuduğum iki kavram var. Çılgınlık ve Yorgunluk. Bu iki kavram somut gibi dursalar bile aslında subjektif tarafları olduğu görülüyor. Örneğin çılgınca işler gibi görünen diğer deyişle akıl almaz işler diyelim; uzun mesafe meydan okumalar var. Özellikle ilerleyen yaşlarda yapılan Iron Man- Iron Woman yarışları, Erden Eruç gibi Dünyayı solo olarak kas gücüyle dolaşmak, Everest Zirvesine tırmanmak, Ali Rıza Bilal’in solo Antarktika yolculuğu veya Aralık ayında Bahadır İşseven ile katılacakları Atlantik iki çifte yarışı gibi. Bunları ulaşabildikçe anlatabilmeye devam etmek istiyorum. Bu hikayeler gözünüze ilk bakışta büyük çılgınlıklar gibi geliyor. Bir de hayatın içinde alışılagelmiş görünen sizi yılgınlığa götüren ve aslında çılgınlık olduğunu fark etmediğiniz işler var. Her sabah İstanbul trafiğinde Anadolu Yakasından Avrupa yakasına arabayla geçmek veya iş çıkış saatinde metrobüse Zincirlikuyu’dan binmeye çalışmak. Akıl almaz ama doğallaştırılmış işler. 


Can Bamyacıoğlu ve Hakan Çelen
Samsun'dan aldıkları ilk adım toprağını İstanbul'a Getirdiler. 2007


 

NORMAL GÖRÜNEN ÇILGINLIKLAR

 

Farklı perspektifler ve farklı çılgınlıklar var. Şunu fark ediyorum ki çılgınlık olup olmamanın iki göstergesi var. Birincisi o işin daha önce yapılıp yapılmadığı, ikincisi sizin bu meydan okumada dayanma veya kırılma noktanızın sizi zihinsel olarak getirdiği pes etmeye yaklaştığınız yılgımlık noktası. Bir işin tekrarları yapılmaya ve tecrübelerle çıkarılan dersler literatüre girdiğinde ve sizi izleyen başkaları yer almaya başladığında ARTIK O ÇILGINLIK dönüşüyor. Daha SAHİCİ bir hal alıyor. Ve bence yeni yüzyılın trendi de bu GERÇEKLİK VE SAHİCİLİK. Kırılma Noktasının insanların doğasının bir karakter özelliği olarak geldiğini ama aynı zamanda geliştirilebildiğini görüyorum. Kırılma noktası en yukarda olan iki spor branşı var. Biri Kürek sporu diğer ise Kros Kayak. Fiziğinizin avantajının olup olmamasının yanı sıra bu sporlarla uğraştıkça daha da ÇILGIN bir direnç noktası gelişiyor. Yani yorgunluk karşısında yılmadığınız nokta gittikçe yükseliyor.

 

Bugün 2007 yılından bir çılgınlık hikayesi anlatıyor olacağım. Bu hikâye için Dr. Can Bamyacıoğlu ile randevulaştım ve sohbet edebildim.

 

Can Bey’in çocukluğu Kadıköy Kalamış’ta geçiyor. 1970’li yıllarda çocukların serbestçe sokaklarda oynayabildiği özgür ve emniyette çocukluklar yaşayabildiğimiz şehir ve sayfiyenin iç içe yaşanabildiği çılgın günler . Can Bey kürek sporu ile 1972’de 12 yaşında Dereağzı’nda Fenerbahçe Spor Kulübünde tanışıyor. Mahalledeki oyun arkadaşlarının peşine takılıp geldiği Fenerbahçe’de dümene oturduğunda 48 kilo geliyor. Cebine ağırlık olsun diye taş aldığını hatırlıyor. (İşte yine normal görünen bir hakiki çılgınlık) 

 

“KÜREK SPORU DOĞADA NEFİS BİR AN YAŞATIR…”

 

İki yıl kadar dümencilik yapıyor. Bu arada fiziksel olarak hızlı büyüme döneminde olan delikanlı Can, 14-15 yaşlarındayken artık dümene oturmak için iri, üstelikte mütemadiyen kürek çekenlerle birlikte olduğu için tekniği hafızaya iyice oturmuş oluyor. Kürek başına oturduğunda kürek çekmeyi bilerek oturuyor. “…karakterimde, ruhumda “endurans/dayanıklılık” vardı…” diye belirtiyor. Küreğin kazandırdığı iç disiplinle birleşince Can Bey kürek sporunda dönemin önemli yeteneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Dört yıl boyunca yıldızlar, gençler ve büyüklerde tek çifte ve iki çifte de kulübe katkılarım oldu diye büyük bir mütevazilikle anlatıyor. 1979 yılında liseden mezun olduğu yıl üniversitede istediği gibi bir bölüm kazanamayınca, bir yıl daha dershaneye gidip, kürek çekmeye devam ediyor. O zamanki antrenörü Tamer Yelkovan’ın ona verdiği antrenman programını kendi kendine yaparak aksatmıyor. Sabah altıda kayıkhaneyi açıp Bostancı’ya dek antrenmanı tek çifte olarak uygulayıp 07:30 da kayıkhaneden ayrılıp dershaneye gidiyor. Dershane çıkışı tekrar kayıkhaneye gelip antrenmanın ikinci kısmını yapıyor. O yıl hem Cerrahpaşa Tıp Fakültesini kazanıyor hem de U19 hafif kilo büyüklerde ülkemizi Akdeniz Oyunlarında temsil etmek üzere milli takıma seçiliyor. Fakülteden mezun olana dek kürek sporculuğu yaşamından eksik olmuyor. 

 

Tıbbı bitirip mecburi hizmet görevi için İstanbul’dan uzaklaşınca kürek sporuna ara veriyor. Ama kürek sporunu, suyun iyileştirici gücünün getirdiği sevgiyi asla unutmuyor. 

“…Özellikle tek çifte teknesinde anlatması zor olan ancak yaşayanın anlayabileceği, tek başına su üzerinde hissedilen özgürlük hissi doğanın içindeki o nefis andır…” diye tasvir ediyor. Bu an özlenen bir tecrübe, kocaman, deniz kokusu dolu taze bir nefes gibi. İşte tam da bu nedenle yaklaşık 10 yıl sonra İstanbul’a dönebildiğinde soluğu Fenerbahçe kayıkhanesinde alıyor. 

 

“… ilk kez ergometre ile tanıştım. Bazı kürek tekniklerinin de değişmiş olduğunu gözledim. Örneğin biz sağ el üstte çekerdik artık sol el üstte çekiliyordu… master yarışları için hazırlanmaya başladım, kendime bir ergometre satın aldım. Hatta gençlik dönemimde çalıştığımdan daha fazla çalıştım diyebilirim…1000 metre ergometre yarışlarına girdim. Daha sonraki yıllarda da düzenlenen master kürek yarışlarına hemen hemen her yıl katıldım… teknem için GPS alıp 2000 metrelik rotalar belirleyip antrenmanları aktif doktorluğun yanında sürdürdüm. O dönem Aksaray Vatan Hastanesinde el cerrahisinde gece nöbetlerinde çalışmakta aynı zamanda PTT’de kurum doktorluğunu sürdürmekteydim …”


Sevilla World Rowing Masters Regatta , 1999
Can Bamyacıoğlu, Ozan Bayülgen, Çağlar Özdemir, Burak Karabacak


 

“…dünya kürek federasyonunun her yıl düzenlediği master kategori yarışlarına 1999 yılında ilk kez Sevilla’da dört çifte ile ekip arkadaşlarımla katıldım. 2012’ye dek iki yarış hariç hepsine katıldım. 2005 yılında Glasgow’da düzenlenen yarışmada seride ikinci, 2006 yılında Princeton da 2 sn farkla üçüncü oldum. Aynı yıl Torino’da her yıl PO nehri üzerinde yapılan 6 km tek çifte yarışında 26’23” derece ile kendi grubumda dokuz seçkin sporcu arasında dördüncü geldim. Şunu fark etmiştim; daha fazla çalışarak derecemi iyileştirebilecek ve birinci olabilecektim ama bunu doktorluk mesleği ile birlikte yürütmek zordu…” diyor ve ekliyor “…kürek sporunun ömür boyu yapılabilen bir spor oluşu gerçekten inanılmaz ve motive edici…”


Can Bamyacıoğlu
Tek Çifte Kategoride World Rowing Masters 2004, Hamburg


 

SAMSUN’DAN İSTANBULA 20 ÇILGIN GÜN

 

Ve asıl 2007 yılında Samsun – İstanbul efsane yolculuğuna Fenerbahçe Spor Kulübünün 100. Yılı Kutlamaları vesile oluyor. Dönemin kulüp başkanı Aziz Yıldırım tüm spor şubelerinden bir proje getirmesini istiyor. Atletizm takımları koşarak farklı illerimizden stadımıza konmak üzere toprak getiriyorlar. Can Bey, Kürek Şubesi’nin projesi olarak ise Can Bamyacıoğlu ve Hakan Çelen master sporcularından oluşan iki kişilik bir ekiple Deniz Küreği Teknesi ile Samsun’dan yola çıkarak Bandırma Vapurunun rotasında İstanbul’a stadımıza Samsun’dan “ilk adım toprağını” getirme önerisini getiriyorlar. Kulüp kabul edince bu proje için yurtdışından ülkemize ilk deniz küreği iki çifte euro-diffusions marka tekne Fransa’dan ithal ediliyor. Can Bey aynı dönemde kürek federasyonunda sağlık kurulunda başkanlık yapmakta, hem de Fenerbahçe disiplin kurulunda görev yapmakta. Organizasyonu Fenerbahçelilerin dernekleri ile birlikte gerçekleştiriyorlar. Toplamda 20 gün sürecek yaklaşık 850-900 km lik bu yolculuğu, karadan Yücel Arman minibüsle takip ediyor. Yanlarına yedek kürek ve dirsekler alıyorlar. Tabii GPS leri ile Ata’mızın izinde günlük 60 km kürek çekme hedefi ile yola çıkıyorlar. Detaylı bir harita çalışması yapılıyor. Meteoroloji raporları titizlikle inceleniyor ve rapor yol boyu her gün alınarak takip edilmeye devam ediliyor. 




 

Tekne kara yoluyla Samsun’a geliyor. 19 Mayıs’ta Samsun İlk Adım Toprağını Bandırma vapurunun durduğu noktadan alarak Karadeniz’e açılıyorlar. 9 Haziran’da Fenerbahçe stadında gerçekleşecek törene yetiştirmek üzere inanç ve güvenle aslında daha önce hiç denemedikleri deniz küreği teknesi (coastal rowing boat) ile kürek başındalar. Ve içinde hikayeyi dinlerken bu özel denizi tanıyacağımız özel bir deneyime doğru ilerliyorlar. 

 

“KARADENİZDE 13 LİMAN VAR 14 ÜNCÜSÜ MAYIS AYIDIR …”

 

“… mayıs ayı Karadeniz’in nispeten durgun olduğu bir dönem, hatta mayıs ayında denizin kendini ilave bir liman olarak tanımlıyor Karadenizliler…” diye sözlerine devam ediyor Can Bey. “… yine de biz bu 20-21 günde 4 mevsimi aynı gün içinde bile bir arada yaşadık… dalga üzerinde sörf yaptık, diğer deyişle zaman zaman kürek çekmek imkansızdı tekneye kürekle sadece yön vererek yolumuza ve GPS’imize sadık kalmayı başardık. 17 gece FENERBAHÇE derneklerinin ayarladığı otellerde geceleyerek gündüz yolumuza devam ettik. Samsun’dan sonra Bafra’da karşılanıyorlar, daha önce sadece ellerimizin su toplamasına yarasına aşinaydık ancak ilk gece oturduğumuz bölgede oturak yüzünden yara yaşayacağımızı düşünmemiştik. İlk geceden böyle olmasını beklemediğimizden epey şaşkındık ve yolun devamında beklenilmeyen nelerle karşılaşacağımız ile ilgili endişelendik. Ancak sabah kalktığımızda iyileşmiştik; buna da alışmıştık. Daha sonra Gerze’ye geçtik, Gerze’den Sinop’a geçerken “Aydın” ismi takılan beyaz yunus bizi takibe başladı. 

 

Can Bamyacıoğlu ve Hakan Çelen efsanevi Yolculuklarında, 2007


Doğanın bize bahşettiği farklı dostluklar bunlar ve yaşamın sahici mucizeleri…

 

Bu arada her bölgede orta boy yunuslar sizi takip ederken bile oldukça heyecanlandırıyor çünkü yunuslar sizden güçlü ve iki çifte teknelerden biraz daha uzunlar. Yanlış bir hareket veya yanlış anlaşmanın epey riskli bir sonuç doğurması çok mümkün. Ama aynı zamanda size el vermesi ve koruması da aynı olasılıkta mümkün…

 

KARADENİZ ÜÇLEMESİ (ÇILGIN DENİZİN ÇILGIN DALGASI)

 

Rotanın en zorlu kısmı ülkemizin en kuzey ucu olan Sinop İnceburun’dur. Çünkü burada batıdan doğuya akan Karadeniz akıntıları ve rüzgarları bu buruna çarparak anafor ve ters dalgalar oluşturur. 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Atatürk ile yola çıkan Bandırma Vapurunun da Sinop’ta bir gece bekleyerek 19 Mayıs’ta Samsun’a vardığını biliyoruz. 

 

Sinop burnunda kıyıya yakın bir seyir, dik falezlerden dönen dalgalar nedeni ile tekneyi hırpalayabilecektir. Bu yüzden bu bölgeden geçerken kıyıdan 5 km kadar açıktan geçerek yolu kolaylaştırmak istiyorlar ve bu kez kendilerini dönemin önemli yelkencilerinden biri suda eşlik ederek karşılıyor. “…Bu olayların her limanda kulüp derneklerinin bizi karşılaması gerçekten inanılmaz motive ediciydi… “diyor ve ekliyor: “…fakat Sinop İnceburnu dönmek tahminimizden zordu ve 9 Haziran’daki açılışa yetişmemiz riskli görünüyordu. Bu yüzden Sinop burnunun en ince yerinde tekneyi elimizde karada taşıyarak geçirdik…” 


Can Bamyacıoğlu ve Hakan Çelen Karadeniz Ereğli Sahilinden Geçerken, 2007


Efsane Ekip Ereğli'de Karşılanırken


 

Karadeniz Ereğli’yi biraz geçtiklerinde Akçakoca yakınlarında doğalgaz platformunun yanından geçerken epey heyecanlanıyorlar. Bu seyir Karasu’ya dek 10 saat ile en uzun seyir oluyor. Karadeniz üçlemesi diye tabir edilen bir dalga seti var. Deniz sakin duruyor ama birden Her 15 dakikada bir üç devasa kaba dalga geliyor. Karasu’ya geldiğimizde GPS’in pili bitmiş ve hava kararmıştı. Bu üçleme büyük dalgalardan biri beni teknenin üzerinden alıp fırlattı.  Siviryada bir numarada oturan ekip arkadaşım Hakan Çelen teknede kalabilmişti. İkinci dalga gelene dek tekneye ancak yüzerek yetiştim…dirseğimiz eğrilip kırıldı. Saatimi kaybetmiştim. Bundan sonra Yol boyunca artık yunuslar bizi hiç bırakmadılar ve takip ettiler. İstanbul Boğazı girişini yaptığımıza o ana dek 6km ortalama süratle gelirken süratimiz 18 km.ye kadar çıktı…” diye Can Bey aynı heyecanı yaşayarak anlatmaya devam ediyor… 

 

Artık Poseidon onları itmekte. O sırada devam eden Avrasya tüneli inşaatının oradan geçerken de bu beklenmedik iki çılgın kürekçi karşısında inşaat güvenliği şaşkına dönüyor ve epey heyecanlı dakikalar yaşanıyor. Ve nihayet Dereağzı’nda Kulübün kayıkhanesinde saat 20:45 te Kulüp ve Kulüp Başkanı onları karşılıyor…” Bu zorlu yolculuğun sonunda sporcular bronşite yakalanıyorlar.





 Can Bey tüm bu yolculuğun jurnalini de çalıştıkları parçalı haritaların üzerine not almışlar. Bu denizciliğin olmazsa olmaz koşullarından biri yerine getirilirken aslında bu rotayı takip etmek isteyecek herkes içinde yol açıcı ve önemli bir çalışma tamamlanmış. Bu belgeler ve Teknenin muhakkak bir müzeye alınması gerekiyor. Umarım yakın zamanda gerçekleşir. 






 

EFSANEYİ SAHİLEŞTİRMEK

 

Müthiş bir yolculuğun varış anındaki başarma mutluluğu, huzuru inanılmaz. Keşke her yıl geleneksel olsa bu yolculuk. Her yıl mayıs ayında iki çifteler Samsun’dan İstanbul’a yola çıksalar. Hatta yarış olarak organize edilse… Efsaneyi sahileştirsek diye düşünüyorum.

 

Can Bey sözlerine şöyle devam ediyor:

 

“… kürek direnci artıran bir spordur. Kriz anlarında üstüne gidip aşmanı sağlayacak beceri ve ruhu sana kazandırır. Hem suyun iyileştirici gücünü yanında hissedersin hem de eforun getirdiği keyif ve mutluluğu yaşarsın… bu yüzden unutulmaz hatta vaz geçilmez bir spor…dünyada deniz küreği tahmin edilenin ötesinde hızla gelişti ve bizim olimpik durgun su yarışlarına göre seyirciye daha fazla seyirlik hikaye vaat ediyor, kazalar, koşular, çok kısa veya dönüşlü yol vermeli yarışlar vs … ama bunun olimpik branşı gölgede bırakmaması için de bazı projeler geliştirilmeli…hem bireyi hem gerektiğinde iş birliği yapma becerisini birlikte geliştiren bu sporu ve durgun su küreğini de ihmal etmemeli…belki bu patlama yapan deniz küreği kulüplerine U19 da ve durgun suda en az iki sporcu yetiştirme barajı getirilebilir” diye belirtiyor. Can Bey’in bu dileğine tüm eski kürekçilerin gönülden inandığını düşünüyorum.

 

Ben ise bu her geçen gün sosyal medyada gördüğüm taklitçi dünyanın içinde Karadeniz yarışı veya Atlantik yarışı gibi sahici yarışların artmasını bekliyorum. Ben de çok yarışa katıldım ama benim için de en unutulmazı Adıyaman Fırat nehrinde Kızılin’ de yapılan maratondu açıkçası… onun yeri ayrı… Yorgunluğa rağmen yılmadan durmadan devam edebilmek bu gerçek hayat, bu yapay değil, bu yorgunluk toplumu diye dayatılan uyduruk yılgınlıklardan değil… bu biziz, bu insan olmanın bir parçası… bu her şeye rağmen devam edebilmek… bu kafan kızsa da sinirin bozulsa da kalkıp o bilinmeze hem de arkan dönük göremeden, sadece içinden geldiği için , içinden geldiği gibi , olduğun gibi devam etmek… işte bu hakiki olmak aslında…öyle efsane bir  çılgınlık değil…”

 

Hadi kürek başına sevgili Çılgınlar… “Atamızın İzinde” yolumuz uzun, yılmadan devam …



 

Samsun, Bandırma Vapuru Müzesi

 

 

 https://www.bafrahaber.com/fenerbahce-kulubu-100-yil-etkinlikleri-fenerbahce-kulubu-kurek-subesi-sporculari-ataturk-un-samsun-a-ayak-bastigi-alandan-alinan-topragi-9-haziran-da-fenerbahce-kulubu-baskani-aziz-yildirim-a-teslim-edecek--163621.html

 

https://www.fenerbahce.org/haberler/arsiv/kurekcilerimiz-topragi-teslim-etti

 

https://www.fenerbahce.org/haberler/arsiv/kurekcilerimiz-ereglide

 

https://www.fenerbahce.org/haberler/arsiv/dunya-spor-tarihi-39-nde-bir-ilk-gerceklesiyor-tr

 

https://www.euro-diffusions.com

 

https://canottaggioservice.canottaggio.net/dati/rix6FDTO1.html

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YOLLAR KİMİN ALANI? - SIRA DIŞI MASTER SPORCUMUZ : NUR SÖYLEMEZ

BİR MİLYON 500 BİN DEFA MEYDAN OKUMAK

ÇİFT KARİYER YAPABİLMEK - HÜSEYİN TUROĞLU