KÜREKTE “ELVEREN AİLESİ” VE BİR ZAFER DESTANI

Hanife Elveren Madalyalarıyla (1999)


Neredeyse dört yıldır söyleşi yapmak istediğim küreğe 3 nesil hizmet etmiş bir ailenin üyesi olan Hanife Elveren ile sonunda buluşma fırsatı oldu. Kocaeli Başiskele’de deniz kenarında çaylarımızı içerken onu dinliyorum. O kadar uzun soluklu bir hikâye ve o kadar çok memleket halimiz ile ilgili farklı temalar arasında kayıyoruz ki neresinden başlasam ana temayı nereye oturtsam epey zorlanıyorum bu sefer. O yüzden bu sefer tek bir tema olmayacak bu hikâyede; ana tema ve alt temalar olacak. Umarım yormayacağım okuyanları. 

YOKUŞ YUKARI BAŞLAYAN YAŞAM 

Elveren ailesi nesillerdir deniz aşığı ve geçimini de denizden sağlayan bir aile. Büyük dedelerinin körfezde kum taşımakta kullandığı kürekli kum tekneleri var. O dönemde körfez etrafında yerleşim yok. Kumu bir yakaya taşıdıktan sonra dönüşte de bazen yolcu taşıyorlar. Dedeleri Çanakkale Savaşında duyma yetisini kaybeden bir gazi. II. Dünya Savaşı yılları ülkemizde ciddi bir yokluğun yaşandığı yıllar tren yolunda düşen kömürleri toplayan Dede Elveren gelen treni duymayınca tren ona çarpıyor. O sıralarda on üç yaşında olan Hikmet Elveren kaza yerinde babasını sırtlayıp hastaneye yetiştirmeye çalışır ama ne yazık ki babasını travmatik bir şekilde kaybeder. Hikmet bey annesini de doğum sırasında kaybettiklerinden hiç tanıyamamış. Teyzesinin yanında büyüyen Hikmet Elveren için yaşam mücadelesinin başlayışı böyle zorlu bir şekilde oluyor. Genellikle zorlu başlayan mücadeleler insanları katılaştırır. Yolun başında yokuş yukarı başlayan bir mücadele sizi farklı yollara da saptırabilir. 


Hikmet Elveren ve İsmail Tınaz



SPORLA YAŞAMA KAZANDIRILAN BİR DENİZCİ 

Kimsesiz olan Hikmet Bey 1946-1947 yıllarında Cumhuriyet’in önemli kuruluşlarından biri olan “Seka Kâğıt Fabrikalarının spor kulübü olan Kâğıt Sporda hem yüzme takımında hem boks takımında yer alır. Geçimini sağlamak için balıkçılık ve midye çıkarmaya çalışıyor. Dalgıçlık yapıyor. Cankurtaranlık yapıyor. Okula gitmek onun için önemli olmuyor. Hayatta doğru dürüst bir insan olarak kalabilmenin çözüm yolunu çalışmakta, sporda ve denizde buluyor. Böyle iyileştirmeye çalışıyor yalnızlığını ve travmalarını. 

16 yaşındayken Sümerbank’ın kürek takımından İsmail Tınaz Hikmet Bey’i kürek takımına almak için ikna ediyor. Böylelikle kürek sporuna başlayan Hikmet Bey’in hem kendisinin hem de çocuklarının yaşamında önemli bir yer alacak olan kürek sporuna böylece başlamış oluyor. 1950 yılında askere gidene dek 2 tek ve iki çifte dümencili teknelerde Hereke adına yarışıyor ve pek çok şampiyonluğun altına imzasını atıyor. 

O dönem ülkemizin zoru başarma konusunda el birliği ile çalıştığı yıllar. Hereke’den İstanbul Beykoz’daki yarışlara tekne götürmek için araç yok. Teknelere binip kürek çekerek gidiliyor. Yarışılıyor ve aynı şekilde geri dönülüyor. O zamanın ahşap kürekleri ve bindirme tekneleri ile olağanüstü inanmışlık isteyen işler bunlar. Hikmet Bey evlenince geçimini yine sandal kiralayarak denizden temin ediyor. 22 kadar kürekli ve motorlu sandalları oluyor. Hatta su kayağı alıyor ve Hereke’de su kayağı yapıyor. Onun yaşamına tutku katan deniz ve kürek sporu için kendi altı çocuğunu da teşvik ediyor. 

BİR DÖNEMİN KÜREK FENOMENİ LÂLE ORALOĞLU 

O dönem pek çok kişiye ilham olan hem önemli bir kadın kürekçimiz hem de tiyatro ve sinema oyuncumuz Lale Oraloğlu’na Hikmet Bey’de hayran. Öyle hayran ki ileride dünyaya gelecek 6 çocuğunun dördü kız olunca hiç düşünmeden onların kürekçi olmalarını istiyor. 1980-81 yıllarında büyük kızları Hürriyet ve Huriye Elveren’i Hereke Kürek’te küreğe başlatıyor. Ağabey İsmail Elveren’in ise asıl branşı yüzme ama o da kürek çekiyor bir dönem daha sonra Hereke’de kürek antrenörlüğü de yapıyor.


Elveren Ailesi
(Huriye- Hürriyet-Nuran-Hanife Elveren Önde ve arkada Ağabeyleri İsmail Elveren)



Hamla Huriye ve Hamla Sırtı Hürriyet Elveren 



KOMANDO LAKABI İLE HURİYE ELVEREN 

Efsane olan Kemal Yüce (Sarı Kemal) antrenörlüğünde iki tek ve iki çifte kategorilerinde Hürriyet (1960) ve Huriye (1964) kardeşlerin isimleri duyulmaya başlıyor. Huriye’nin gücü öyle dillere destan ki ona “komando” lakabı takılıyor. Aile Ulaşlı’da yaşıyor. Gidip gelmek zor olduğundan kulüp onlara eve tekne veriyor. 1982-1986 yılları arası iki kardeş parkurda gerçekten fırtına gibi esiyorlar. Geçilmeyen bir ikili oluyorlar. Sabah 04.30’da kalkıp antrenman için denize iniliyor kuvvetli “kara poyraz” çıkana dek suda antrenman yapıyorlar. (Kara Poyraz denmesinin nedeni fabrika bacalarından çıkan dumanın körfezin üzerinde siyah bir duman görüntüsü yaratması) 

Kara poyraz çıkınca dönüp orman içinde bir buçuk saat kros koşusu ve halter idmanı yapıyorlar. Zaman zaman hava bir türlü düzelmeyince yarışa sadece start antrenmanları yapıp gitmek zorunda kalınıyor. Antrenman sonrası kardeşler en küçükler dahil babalarının sandal bakımlarını yapmaya yardıma gidiyorlar. Diğer küçük kardeşler Nuran (1969) ve Hanife (1972) kürek sporu ile ablaları sayesinde çok daha küçük yaşlarda tanışmış oluyorlar. Ablalara duyulan hayranlık elbette babanın teşviki onların da hevesini kamçılıyor. 

Huriye Elveren 1984 yılında milli oluyor ve Romanya’da düzenlenen Balkan Şampiyonasında ülkemize ikincilik madalyası getiriyor. 

Avusturya Villach'da Ülkemizi Temsil Eden Kadın Milli Takımı 1984
(Sevgi Bilginsoy- Rengin Taşçı - Huriye Elveren - Hürriyet Elveren)



HEREKELİ VİKİNGLER 

Hanife Hanım o günleri şöyle anlatıyor. 

 “… çocukluktan beri tiroid rahatsızlığım var o yüzden aslında beni kürekçi yapmakla ilgili çok istekli değil gibiydiler aşırı ısrarıma dayanamayarak ilk kez 1986 Haziran ayında yarışmama izin verdiler… o dönem federasyon bölge seçmelerinde herkes tek tip kırmızı bir tekne kullandırıyordu…"

14 yaşında böylece ilk yarışına bölge seçmelerinde girmiş oluyor.

"… 1000 metrelik parkurda iyi kerteriz alamadığım için yanlış gittiğimi zannedip durup tekrar başlamıştım yarışa. Bu seçmelerde ikinci olarak seçildim. Kimse benden böyle bir derece ve performans beklemediği için büyük sevinçle karşılandı. Böylelikle takım antrenmanlarına kabul edildim. Aynı yıl Yıldızlar kategorisinde Türkiye Birincisi oldum…” 

Hanife Hanım’ın bir hayranlıkla başlayan yolculuğu azim ve inatla madalya getiriyor.

 “… biz “Viking” ailesi gibi denizin üzerindeydik mütemadiyen…” diyor Hanife Hanım. 

“…Antrenmanın ardından babama yardım için çalışırdık… sürekli deniz ve küreklerle motorla rüzgâr ve hava durumunun okunmasıyla devam eden bir aile birliği içinde yaşam devam ederdi…” diye anlatıyor.

Hereke Kürek Takımı
Ön sırada Elveren Kardeşler ve Dümenci Banu Tarım



DÜNYADA TEK ÖRNEK 

 1987 yılında federasyon kadınlara dört tek dümencili yarışını yeniden koyuyor. Kupayı kendi kulübünde görmek isteyen Hereke en büyük kardeş ile en küçük kardeş arasında oniki yaş olmasına rağmen dört kardeşi aynı teknede yarışa sokma kararı alıyor. Hanife (15), Nuran (17), Hürriyet (27) ve Huriye (23) dümende Banu Tarım ile yarışa arkası kırık bir Doğu Alman teknesi ve ahşap küreklerle giriyorlar. Onlara Galatasaray’ın teknesi pek parlak görünüyor. Oysa biliyorum ki o kadın takımı da erkek takımlarının kullandığı daha iyi durumdaki tekneyi alamıyor. Pendik’teki yarışlarda Elveren Kardeşler kupayı alıyorlar. Dünya üzerinde iki kardeşin aynı teknede yarıştığını görürüz ama dört kardeşin aynı teknede yarışıp kupa aldığı duyulmamış bir şey. Çok büyük ihtimal dünyada tek örnekler. Bundan sonra gelen üst üste galibiyetler neticesinde Elveren Kardeşler artık geçilmeyen kardeşler olarak adlarını Türkiye Spor Tarihine yazdırıyorlar. 





 Hereke Kürek o dönem sahip olduğu iskelesi de olan lokalinde takımın daha rahat antrenman yapabilmesi için konaklama imkânı sunuyor. Sarı Kemal antrenör olarak Çayırova Kulübüne geçince Hereke’nin antrenörlüğüne ağabey İsmail Elveren geçiyor. 

 “…1987 yılında milli takıma dört tek takım oluşturmak istenmedi …” diye anlatıyor, Hanife Hanım. İki çifte olarak ablası Nuran Hanımla baraj yarışına giriyorlar. İki kez baraj yarışı çekip barajı geçmelerine rağmen takıma alınmamaları kardeşlerde büyük hayal kırıklığı yaratmış. Nuran Elveren öfkesine yenik düşüp kulüp camını yumruklayınca kırılan cam onlara disiplin cezası olarak gelir ve men cezası alır. 

1988 yılında da hafif kilo olduğum için baraj yarışlarında iyi derecelerime rağmen milli takıma alınmadığını anlatıyor Hanife Hanım... Diğer kadın sporculardan da buna benzer hikayeleri o kadar çok dinledim ki geçmişteki vizyonsuzlukların bugün devam etmediğinden emin olmakta güçlük çekiyorum kendi adıma açıkçası… 1988 yılında fabrika yönetiminin desteği ile Hereke’nin kürekteki hakimiyetinin ilerleyen yıllarda da devam etmesi için Hikmet Bey’den yeni genç sporcular bulmasını istiyorlar. Kendi köyleri Ulaşlı’dan ve Halı dokuma tezgahlarında çalışan kızlar arasından bulmaya çalışıyor. Bu şekilde de başarılı kadın sporcular yetiştirebiliyorlar. Aytaç Liman, Gülden Siverekli bunlar arasında. 

RENKLİ TELEVİZYON YILLARI 

O dönem starta yarıştan yarışa yetişmek için Zodyak bot kullanılabiliyormuş. Rahmetli Sema Lermi söyleşisinde de dinlemiştim. Hanife Hanım’ın da benzer maceraları var. İkinci yarışa zamanında yetişebilmek için ilk yarışta ciddi bir fark atıp kazanmak gerek. O da bunu başarabilenler arasında. Nefessiz iki patlayıcı yarışı üst üste çıkarmak ciddi dayanıklılık gerektiriyor. 1988’de de Hereke olarak tüm kupaları kazandık diye anlatıyor Hanife Hanım. O yıl Hikmet Bey kendi kulübünden bunca başarının karşılığında bir ödül verilmesini talep eder. Sümerbank’tan ödül olarak bir renkli televizyon talebi olur. Hanife Hanım şöyle dile getiriyor: “… bir renkli TV uğruna kulüpten ayrıldık…” Sümerbank’ın talebi geri çevirmesi Hikmet Bey’in gururuna dokunuyor. 1988 yılındaki Haliç yarışlarından sonra topluca kulüplerini bırakıyorlar. Kulüp bonservislerini de vermeyince aradan birkaç yıl geçmesi gerekiyor. Bu arada ağabey İsmail Elveren de evlenip uzak yol denizcilik mesleğinde devam etme kararı alıyor. Kız kardeşler, 1990 yılında o dönem Fenerbahçe Kulübünün kürek şube sorumlusu Semih Bayülgen’in teklifi ile Fenerbahçe’ye transfer olunuyor. 

Elveren Kardeşler Madalyaları İle Birlikte

1988 Kadın Kürek Milli Takımı
Huriye - Hürriyet -Hanife-Nuran Elveren - Elizabet Uğurlu ve İpek Manav



 “… kendini küçümseme içindeki gücü bilmiyorsun…” 

Kadıköy Fenerbahçe yılları içinde genç Hanife Hanım için biraz kendini kabul ettirme biraz yalnızlık biraz da özgüvensizlik olarak geliyor. Kadıköy’lü olan sporcular bize “taşralı” gözüyle bakardı diye anlatıyor. Bu da özgüveni kıran bir faktör olmuş. Tek çifte yarışlarını kazanmama rağmen milli takım seçmesine girmek istemiyordum diye anlatıyor ama babası Hikmet Bey izin vermiyor ve “kendini küçümseme içindeki gücü bilmiyorsun…” diye onu yüreklendiriyor. Milli Takıma dört kadın sporcu ile birlikte seçiliyor. 1991 yılında En büyük abla Hürriyet Elveren 31 yaşında evlenerek kürek sporunu bırakma kararı alıyor. Onun yerine takıma o dönem 15 yaşında olan genç sporcu Merve Toplay giriyor. Fakat Hanife Hanım’ın da bel fıtığı problemleri başlıyor. Yine de spora ara vermeyince sağlık sorunu kronikleşiyor. 

“… 1992 Eymir yarışlarında bacağım kilitlendi. Yirmi gün yürüyemedim, üzerine çelik korse kullanmam gerekti. O halimle bile çelik korse ile yarışlara girdim…” diye anlatıyor. 

1993 yılında diğer ablam Huriye Elveren (Komando) da sporu bırakma kararı alır. Nuran ve Hanife’nin hafif kilo devam etmesi istenir ama onlarda Huriye ile birlikte bırakırlar. Hereke’ye geri dönerek babalarının işinde ona yardım etmeye karar verirler. Denize verilen emek ve sevgi onlara iş, aş, aile birliği olarak sevgiyle döner. 

YAŞAM BAZEN U DÖNÜŞÜ YAPAR

Hanife ve Nuran Hereke’ye döndükten sonra babalarına yardımın yanı sıra spor olarak kürek çekmeye devam ederler fakat hayat şartları onlara tekrar yarışmacı olacakları rotayı çizmez. Hanife Hanım cankurtaranlık belgesi alır. Babasına yardım ederek ve cankurtaranlık yaparak mütevazi yaşam devam ederken 1999 yılında Gölcük merkez üslü Kuzey Marmara depremi tüm yurdumuzu sallar. Elveren ailesi hem evlerini hem geçim kaynakları olan sandallarının bir kısmını kaybederler. Bir süre İzmir’de aile kurmuş olan Huriye Elverenin yanına giderler. Kısa süre sonra da baba Hikmet Elvereni kanser nedeni ile kaybederler. Hikmet Elveren’i sadece bir kız çocuğundan dinlediğim bir hikâyenin ötesinde hissediyorum. Bir yaşamın kahramanı olduğu, olağanüstü bir insan olduğu anlaşılıyor. Bu çok önemli karakteri kaybetmek aile için oldukça üzücü olmuş. 

2008 yılında Hanife Hanım cankurtaranlık yaparken tanıştığı bir genç ile yuva kurmak istiyor. Bir kızı oluyor “Duru”. Evliliği kısa sürmüş. Ve bekar anne sorunları ile baş başa kalmış Hanife Hanım. Bu ülkede bekar anne olmak dört çifte bir tekneyi tek başına maraton çekmek gibi bir şey. Ne toplum ne hayat kadına herhangi bir şey kolaylaştırmıyor. Ama Hanife Hanım’da kürekçi yüreği var. Duru’yu en iyi şekilde yetiştirmek onun yegâne hedefi. Bu yüzden elindeki tüm olanakları seferber etmiş durumda. Kendi becerileri doğrultusunda bulduğu işlerde çalışıyor. Bir yandan lise diploması almaya çalışıyor. Duru ise başarılı bir öğrenci ve burslu okuyor. Aynı zamanda o da bir sporcu. Voleybolla başlayan spor macerası kürek sporuna kaymış. Sanırım kürek ve deniz sevgisi genetiğe kazınmış bu ailede. Duru, Kocaeli’nde “Kâğıt Spor” da kürek çekmekte. O da teyzeleri annesi ve dedeleri gibi bu spora gönül bağı hissediyor. 

Genç Duru  2 Numarada


Hanife Hanım kızı Duru İle


Bu uzun Elveren Destanı’nı dinlerken çok farklı duygular arasında gidip geliyorum ben de … Çağdaş Cumhuriyet tarihimizin önemli kurumlarının iyileştirmek yerine yok oluşlarının hikayesi üzerinde şekilleniyor. Bugün ne Sümerbank ne Hereke Halıları ne Seka Kâğıt var. Benim kızım ressam olduğu için biliyorum kâğıt ülkemize ithal giriyor. Hereke Halı markasını Çinlilere kaptırmış durumdayız ve Hala tekstilde tam olarak dünya markaları yaratamadık. Var olan kurumları da tükettik ne yazık ki… Neyi yönetemediğimiz konusu çok derin bir konu ama elimizdeki netice bu maalesef… 

Diğer konu sporla onurlu bir yaşam kurabilmişken eğitimle kız çocukları desteklenmedikleri için bu kadar güçlü yürekli kadınlar bana göre hak etmedikleri güç bir yaşamı sırtlamak zorunda kaldılar. Deprem gibi, boşanma gibi hayatın ters dönüş yaptığı felaketler karşısında ellerinde birer güçlü araç daha olması iyi olurdu. Genç Duru bu durumu çok farkında var gücü ile üniversite sınavına çalışıyor. Onun istediği bölümü kazanabilmesi için dua ediyorum ben de Hanife Hanım ile birlikte… 

Son konu ise bu ülkede bekar anne olmanın bu yüzyılda hala toplumdaki karşılığının iç açıcı olmaması. Bu konuyla ilgili bir dernek kurulmasını gerektirecek kadar çok sorunlar var. Tacize daha açık hissetmelerinden tutun da daha zor iş bulabilmelerine kadar türlü sıkıntılar. Derneğin çalışmaları ile ilgili de dip notlarda bir link bulabilirsiniz. 

Hanife Hanım İle Söyleşi Sırasında


Elveren Ailesinin yaşamı içi madalya ve kupalarla dolu bir yas hikayesini andırıyor. Bu yazının sonunda bulacağınız dip notlarda ailece yazılan başarıların ayrıca bir listesini bulabileceksiniz. Başarıyı madalyalarla sınırlı düşünmemek gerekiyor. Hayatın rekoru yoktur demiştim bir yazımda, hayatın önünüze açtığı kulvarda kendi şartlarınızda asıldığınız belirsiz rotalarınızda giderken zafer herkesin kendi değerlerinde şekillenir. Bu güçlü insanların Elveren Ailesinin yine zaferler yazacak güzel bir hayat duruşları var. Belki bu duruş bile tek başına bir zafer olarak nitelendirilebilir. 

 KAYNAK VE DİP NOTLAR:  

Fotoğraflar: Hanife Elveren’in özel Arşivinden paylaşılmıştır. 

Bekar Anneler İçin … 

https://www.gazetekadikoy.com.tr/yasam/trkiyede-bekr-anne-olmak 
https://mediacat.com/bekar-anneler-icin-yol-haritasi/?amp=1 https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hurriyet-pazar/bekar-anneler-gercekten-cok-yalniz-42410149 https://www.google.com/search?client=safari&rls=en&q=BEKAR+ANNELER+DERNE%C4%9E%C4%B0&ie=UTF-8&oe=UTF-8  

Hereke Kürek Tarihi 

https://herekeli.com/hereke/hereke-spor-tarihi/hereke-yuzme-tarihi/ 
https://herekeli.com/hereke/hereke-spor-tarihi/hereke-kurek-tarihi-2-bolum/ https://herekeli.com/hereke/hereke-spor-tarihi/hereke-kurek-tarihi-1-bolum/


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇİFT KARİYER YAPABİLMEK - HÜSEYİN TUROĞLU

KÜREKÇİ OLMAK